sen balik degilsin ki

birbirinden güzel 8 şarkıya ve bir de nayu'nun yeni versiyonuna sahip olan yepyeni gevende albümü.
son yıllarda dinlediğim en iyi albümlerden biri demekten kendimi alamıyorum. yalnız albümü orjinal alan biri olarak, kartonetinin olmaması hafif bir burukluk yaşattı.
şarkıların hepsi birbirinden güzel. vigeland'ın aksak ve değişken ritimleri, esinti'nin sonundaki viola solosu, akvaryum'un yavaş yavaş yükselmesi ve sonundaki vurucu özelliği, kadıbostan'ın harika gitarları, sanki'nin nakaratındaki hoş türkçe sözler (ilk kez) ve sonlarına doğru gelen gitar solosu, beboyi yerkı'nın inanılmaz hüznüyle albüm beni benden almayı başarmıştır.

şarkı listesi:

1. vigeland (6:11)
2. esinti (8:10)
3. akvaryum (9:48)
4. igloo (6:25)
5. kadıbostan (7:11)
6. sanki (5:37)
7. beboyi yerkı (6:00)
8. sustum (7:33)

besiktas taraftari gormemisligi

simao sabrosa, hugo miguel pereira de almeida, manuel henrique tavares fernandes transferleriyle görmemişliğimiz artmıştır çünkü böylesi kimselere nasip olmamıştır.

kimbra

kendisini settle down klibiyle tanıdık.
plain gold ring'in stüdyoda çekilmiş canlı canlı performans videosuyla da bu genç ama inanılmaz derecede yetenekli kadına aşık olduk.
albümünün çıkmasını ve olası bir turnede ülkemiz topraklarına adım atıcağı günü sabırsızlıkla bekliyoruz.

buyuk ev ablukada

indie akımının ülkemizdeki tezahürlerinden bir yenisi. üstelik kendilerine has tavırlarıyla albüm çıkmadan ilgimizi çekmeyi başardılar.
10 aralık cuma akşamı gevende ile birlikte ghetto'dalar.

richie kotzen

14 ekim 2010 tarihinde, jolly joker balans'ın altını üstüne getirecek gitar virtüözü. bilet fiyatları 45 tl sanırım.

charlie winston

12 eylül 1978 doğumlu ingiliz müzisyen. abisi tom baxter'ın da müzisyen olduğunu belirtelim, ama neden soyadları farklı o konuya hiç girmeyelim.
genel itibariyle müziğini folk türü içinde değerlendirebilecek olsak da, jazz, rnb (r&b), blues, rock öğelerini de çalışmalarında barındıran bir arkadaş kendisi.
harika bir vokal yeteneğine sahip olduğunu söyleyebiliriz. ray charles'dan ve özellikle de nina simone'dan etkilendiğini fazlasıyla kanıtlayan bir gırtlağı var. yer yer vokalini antony and the johnsons'ın muazzam vokali antony hegarty'e benzetmek mümkün. sanırım bu benzerliğin temelinde ikisinin de nina simone'a olan hayranlığı olabilir.
2009 çıkışlı albümü hobo fevkaladenin fevkinde. özellikle klip çalışmalarının son derece özgün ve etkileyici olduğunu da belirtmeden edemeyeceğim. albümün öne fırlayan çalışmaları; in your hands, like a hobo, my life as a duck, tongue tied, generation spent. fakat albüm bütünüyle standartların üstünde, hayranlık uyandıran bir eser.

kendisi hakkında daha fazlası için;

http://www.charliewinston.com
http://www.myspace.com/charliewinston

besiktas taraftari gormemisligi

yorumların olaya daha da renk getirdiği bir başlıktır bu.
kabul, genele bakıldığında galatasaray, son yıllara bakıldığında da fenerbahçe yıldız transferi konusunda öndedir. fakat beşiktaş ilk defa bu sene yıldızlar transfer etti minvalinde yorumlar yapmak hem sizleri komik duruma düşürür, hem de cahilliğinizi gözler önüne serer.

unutanlar veya haberi olmayanlar için beşiktaş'a gelmiş yıldız futbolculara örnekler;

2010 - ricardo quaresma, guti
2009 - fabian ernst, matteo ferrari
2006 - ricardinho
2005 - ailton, jose kleberson
2004 - john alieu carew, juan fran
2003 - federico giunti
2002 - antonio carlos zago
1997 - yordan letchkov
1996 - daniel amokachi
1995 - stefan kuntz
1994 - raimond aumann
1988 - les ferdinand

yaşım münasebetiyle bilgim dahilinde olan futbolcular bunlar. kariyerlerine, oynadıkları liglere ve takımlara, elde ettikleri başarılara bakarak kendi kendinizi göt edebilirsiniz. bu yeteneği sizlerde görüyorum.
fenerbahçe'nin afrika'dan ve balkanlar'dan başka hiçbir yerden futbolcu alamadığı dönemleri de hatırlıyoruz.
o yüzden böyle art niyetli başlıkları her gördüğünüzde hemen sazan gibi atlamayın, kendi açığınız ortaya çıkmasın ciğerlerim.

omer asik in atis kullanmaktan tirsip rol yapmasi

tamam pek de saygı duyulacak bir hareket değil ama bu tip davranışları basketbola kazandıran yugoslav ekolüdür. yani bu hareketi en son eleştirecek takım sırbistan a milli basketbol takımı'dır.
milos teodosic'in yunanistan'la oynanan hazırlık maçından zaten sabıkası olduğunu biliyoruz. orda ömer aşık'ın suratına kasti bir şekilde vurduğu aşikar. bence sırbistan'ın o pozisyonda centilmenlik dışı faul almadığına dua etmesi, bizim de bu maçı zar zor da olsa kazandığımıza şükretmemiz lazım.
yani övünülcek bir davranış değil ama eleştirmeden önce de aynanın karşısına bir geçmek gerek!

glee

amerikan kültürünün yarattığı durumları, özellikle de lise dönemindeki gençliğin sorunlarını ve hayat tecrübelerini kendine konu edinen, böyle klişe bir konuya sahip olmasına rağmen müzik ve dans merkezli anlatımıyla inanılmaz eğlenceli bir hal alan, ilk sezonunu geri de bırakmış komedi dram müzikal birlikteliği.
bölümlerin içinde işlenen harikulade şarkılar, dikkat çeken koreografilerle her bölümde kendinizden geçebiliyorsunuz.
dizideki bütün oyuncuların sesleri kendilerine ait, fakat bu seslerle dijital ortamda oynandığı belli oluyor.
çok çabuk gelişen olaylar ve bir anda 180 derece değişen karakterlerin karaktersizliği bazen can sıkıcı olabiliyor.
glee kulübünün başındaki öğretmen olan will schuester'ı canlandıran matthew morrison'ı hayranlıkla izliyoruz. ponpon kızların hocası deli dumrul sue sylvester karakterini canlandıran jane lynch'in performansı da diziye ayrı bir tad veriyor.
müzikallerden zevk alan ve pop kültürünün efsaneleşmiş şarkılarına bayılanlara şiddetle tavsiye edilesidir.

milos teodosic

inanılmaz bir asist görüşüne ve mükemmel reverse hareketiyle adam geçme yeteneğine sahip sırp basketbolcu.
hiçbir ifade barındırmayan yüzüyle sahadaki herkesi etkisi altı aldığını düşünmekteyim. acayip umursamaz bir duruşu var. aslında bu duygularını gayet iyi dizginlediğine delalet. 3'lükleri öyle doğru yerde kullanmayı biliyor ki, eli üstü veya boş atış olması hiç farketmiyor. karşı takımın bütün konsantrasyonunu dağıtmada birebir.
yugoslav ekolü ne zaman biter diye aklında geçirenlere "hiçbir zaman" cevabının verilmesini sağlayan bir adam.
dejan bodiroga'da yıllarca çok çekti avrupa, sanırım onun boşluğunu dolduracak tek isim.

12 eylul 2010 referandumunu boykot etmek

bu kadar riyakar bir politika çeşidi daha görmedim. açıklamaları da şu; hem evet demiyerek akp anayasası'na karşı çıkmış oluyoruz, hem de hayır demeyerek kenan evren anayasası'nı da kabul etmediğimizi gösteriyoruz. "siz ne akıllısınız öyle ya?"
burda referandum'daki sonucu etkileyebilecek önemli bir bdp yanlısı kitle var ve siz bu kitleyi boykot kararıyla doğru şekilde yönlendirdiğinizi, üstüne üstlük de acayip asil bir davranış içinde olduğunuzu kanıtlama çabası içindesiniz. peki ama neden?
chp'nin ve mhp'nin çok önceleri ortaya attığı akp ve bdp arasında bir görüşme, referandum için anlaşma olduğuna dair iddiaları saçma buluyordum, ileri düzeyde komplo teorisi gibi geliyordu. ancak bdp'nin referandum'daki bu tutumu aslında üretilen komplo teorisinin pek de yersiz ve anlamsız olmadığını ispatlar nitelikte.
"nasıl?" diye sorucak olursanız şöyle ki; kuyruğuna basılmış canlı varlıklar gibi akpli üst düzey yöneticilerin halkın karşısına her çıktığında biz teröristlerle görüşmeyiz (ki görüştükleri halde) ama devlet gerektiği yere mutabakat arayabilir (bu devletin kontrolü sanki hükümette değil de babamda) şeklindeki ezberlenmiş konuşmaları, milli duyguları kabaran halkın gönlünü geri kazanma konusunda nasıl bir çaba içinde olduklarını bizlerin adeta yüzüne çarpıyor.
bdp'nin referanduma ilk başlarda "hayır" diyceğine dair belirtiler varken, birden çark etmesi sonucu "ne evet ne hayır!" tavrı, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" tarzı bir anlayış içine girdiklerini gösteriyor. peki bu anlayış kime yarıyor dersiniz? tabi ki akp'ye. hayır demesi beklenen büyük bir kürt nüfusunun, şimdi referandumu boykot etmesi için basbas bağrılıyor. referanduma katılımın azalması sonucu akp'nin evet sonucunu alması için ortam hazırlanmış oluyor.
peki ama bdp'ye dokunmayan yılan sizce kim oluyor?

tuvaletin deligine dusmek

can sıkan anne tabirlerinden biridir.
ayrıca beklemeye tahammülü olmayan bireylerin tuvalet kuyruğundaki serzenişidir.

ridvan dilmen

türkiye'nin 2012 avrupa futbol sampiyonasi elemeleri'nde grubu lider tamamlarsa başarılı sayılacağını, çünkü guus hiddink'in başka türlü başarılı kabul edilemeyeceğini, zaten her halükarda bu gruptan ikinci çıkacağımızı ve belçika'nın hiçbir zaman bizim rakibimiz olamayacağını düşünen bir futbol adamıdır.
türkiye a milli futbol takımı hangi tarihte eleme grubundan birinci çıkmıştır da birinciliği bu kadar ucuz görmektedir bunu anlamak gerçekten güç. üstüne üstlük son dönemdeki futbola baktığımızda yükselen bir almanya'ya karşı düşüşte bir türkiye ve kaliteli bir kuşağa sahip belçika gerçeğini gözardı etmektedir.
mustafa doğan eleştiriliyor ancak adamın en azından avrupa futboluna bir çoğundan fazla hakimiyeti var.

...
mustafa doğan ve mehmet demirkol: vincent kompany var, manchester city'nin defansının göbeğinde oynuyor. zaman zaman defansif orta saha olarak da kullanılıyor. sonra thomas vermaelen var hoca, arsenal'in en önemli stoperi.
rıdvan dilmen: sende de servet çetin gibi adam var.
mustafa doğan ve mehmet demirkol: ee eden hazard var avrupa futbolunun genç yıldız adayı.
rıdvan dilmen: senin arda turan'ın var, ondan iyi futbolcu değil mi yani?
...

yok hoca yok, senin suçun değil. reyting kaygısıyla sana 5 yıllığına 10 milyon verenlerin suçu bu şerefsizim!

28 eylul bireysel silahsizlanma gunu

önce ateşli silahlar, sonra sanayi devrimi, derken gelişen görsel iletişim teknolojileri alın size içine edilmiş yepisyeni bir dünya.
kaydedilen ilerlemelerin toplumlar için büyük yararları olduğu kadar zararları da olmak zorunda ki sistem kendi devamını sağlayabilsin.
bugün korku toplumu halini almış amerika'yla benzer bir duruma düşmememiz için şimdiden bazı konularda mücadeleye başlamak gerekiyor.
yarak kürek adetlerimize bir son vermemiz gerekiyor. ateş düştüğü yerleri yakıyor güzel kardeşlerim, dışardan konuşması kolay. gün gelicek kişi başına düşen silah sayıları hesaplanıcak. o yüzden şimdiden;
bireysel silahlanmaya hayır!

hamit altintop

3 eylul 2010 kazakistan turkiye maci'nda attığı golle aklımızı başımızdan almıştır.
son yıllarda görüp görebileceğimiz en iyi gollerden biriydi. bence marco van basten'in efsaneleşmiş golünden bile iyiydi.

bayan yazar degil kadin yazar o beyefendiler

burda konu kadına bayan denilmesi değil. erkek ifadesini kullanırken, kadına bayan ifadesinin aynı cümle içinde kullanılma gafleti.

bayan yazar degil kadin yazar o beyefendiler

la havle, bana bile bu bay halimle kafayı yedirttiniz lan. erkek yazara bay yazar demiyorsunuz da, kadın yazara neden bayan yazar diyorsunuz denyolar. kendinize çeki düzen verin. erkek yazar, bayan yazar ifadelerinin aynı anda kullanıldığı başlıklar sinirimi bozdu bak, ramazan ramazan zaten oruç vurmuş kafaya.
beyefendi ile hanımefendi vardır, bay ile bayan vardır, erkekle de kadın kullanılır. hadi şimdi dağılın!

2010 yilinda hala guneslenmek

yarım saat, bir saat şezlonguna uzanıp kitabını okuyana, müziğini dinleyene saygımız sonsuz tabi bunu güneş ışınları 90 derecelik dik açıyla yer yüzüne inmediği bir vakitte yapması makul olandır.
fakat görüyoruz malak gibi saatlerce güneşin altında yatıp akşam havale geçirenleri. ayrıca ben gölgede oturdum bir şey olmaz diyip amele yanığıyla karşımıza çıkanları.
siz siz olun, insan gibi kumral tenli olucaksanız onu olun arkadaşım. pele gibi kavruk olmanın bir lüzumu yok.

hem beyaz ten iyidir.

son pokemon

<bkz: mewtwo>

beni daga kaldirin

yiğit özgür'ün abartma sanatında (mübalağa) nerelere kadar çıkabildiğini ve mizahın doruklarında yalnız kaldığını ispatladığı karikatürünün vurucu cümlesi.

şöyle ki:

giriş yapan adam: valla bazen düşünüyorum da, kadın olsaydım kesin o.spu olurdum.
2. adam: heh heh. ben de kadın olsam kesin aşüfte filan olurdum.
3. adam: şıllık olurdum ben.
4. adam: ben kevaşe.
5. adam: yosma dendi mi? ben yosma olurdum, hatta yosmayım ben.
6. adam: müsade var mı? götümü göstermek istiyorum ben.
son darbeyi vuran adam: beni dağa kaldırın! çabuk beni dağa kaldırın!